Osmaniye Kitap Kulübü
Bu Blogda Ara
6 Mayıs 2014 Salı
Osmaniye Kitap Kulübü basında.
http://www.haberinortasi.com/kultur-sanat/osmaniyede-kitap-kulubu-kuruldu-h3358.html
29 Nisan 2014 Salı
22 Nisan 2014 Salı
21 Nisan 2014 Pazartesi
19 Nisan 2014 Cumartesi
Peyami Safa
Hayattan aldığımız her zevki muadil bir ıstırapla ödediğimizi bildiğim için, hiçbir şeyden yüzde yüz saadet ümit etmiyor ve yüzde yüz felaketten korkmuyordum. Bunun ikisi de imkansızdır. Çünkü ruhi varlığımız hazla kederin muvazenesine istinat eder, işte en büyük adalet ve müsavat! İnsan, çektiği ıstırap nispetinde zevk duyar: Ne kadar acıkırsa yemekten, ne kadar yorulursa dinlenmekten, ne kadar ararsa bulmaktan o derece zevk alır.”
-Peyami Safa
-Peyami Safa
18 Aralık 2013 Kürk Mantolu Madonna - Sebahattin Ali. Değerlendirme toplantısı.
KÜRK MANTOLU MADONNA - SABAHATTİN ALİ
Toplantımıza başkanlık eden Fatma Önal hocama çok teşekkür ederim.Ayrıca aramızdan ayrılan Adem sarı hocama kestaneler için bir kez daha teşekkür ederim.Fatma hocamın kitapla ilgili değerlendirme notları gerçekten çok güzel.
Kürk Mantolu Madonna her ne kadar hacmi ve konusu sebebiyle uzun hikaye olarak düşünülse de
eserin türü yapısı itibarıyla romandır.
her gün etrafımızda yüzlercesini görüp de bakmadan geçtiğimiz, acaba bunlar neden yaşıyorlar?
dediğimiz insanlardan birinin bana tesadüf etmesiyle üzerimde en büyük tesiri bıraktı" diyerek
başlayan isimsiz anlatıcımızın bu insanla nasıl tanıştıklarından, ona ilgi duymasından ve bu kişinin bir
dönem yaşadıklarını yazdığı defteri okumasından oluşmaktadır uzun hikayemiz. Hikayemiz 2 bölüm,
2 zaman, 2 mekan, 2 kahraman çerçevesinde ele alınmıştır. Birinci bölümde anlatıcının Raif Efendiyle
tanışması, onu pencereden gördüğü kadar aile yapısında iş ortamında anlatmasından oluşurken ikinci
bölüm Raif Efendinin 1920-1923 yılları arasında yaşadıklarını ve kendi iç dünyasını bize anlatmasından
oluşmaktadır. Kitaptaki Raif efendiyle Sabahattin Ali arasındaki kişisel benzerliklerin varlığını o dönem
yakınında olan arkadaşları anekdotlarda belirtirken, yüzde yüz hikayeyi yaşamış olmasına ihtimal
verilmemiştir.
Ne zaman merak ederiz?
Anlatıcımıza göre insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı
tercih ediyorlar. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak,
muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan
bulmaktan daha kolaydır.
Bankadaki işinden henüz ayrılan, kendi halinde, zaman zaman iç çatışmalar yaşayan ve etrafımızda
çok sık rastlayabileceğimiz bulunduğu konumu kaldıramamış kimilerine göre sonradan görme de
denebilecek Hamdi beyin yanında işe başlayan anlatıcımızın aynı odayı paylaştığı Raif Beyle
tanışmasıyla başlar hikayemiz.
Anlatıcımızın Raif Beyi başlangıçta lüzumsuz adam olarak nitelendirdiği romanın sonunda ise yanıldığı
kanısına vardığını da şu sözleriyle gayet net görmekteyiz :"Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en
ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!..
Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında
hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin
evsafı hakkında söz söylemekten kaçındığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son
kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz?"
Acaba?
Raif bey ilk defa bir resimle çıkmıştı karanlığın içinden aydınlığa. Robot vari yaşayan haksızlıklar
karşısında daima sessiz kalan, silik , hayata ve kendine karşı kayıtsız Raifin aslında herşeyin ne kadarda
bilincinde olduğunu ilk o resim anlatmıştı bize. Sonradan görme patron Hamdinin zalimlik ve
zavallıklarına neden karşı çıkmadığı çizdiği bir kağıt parçasında günışığına çıkmıştı. Etrafını bu kadar
iyi tanıyan, karşısındakinin ta içini bu kadar keskin ve açık gören bir insanın heyecanlanmasına ve
herhangi bir kimseye kızmasına imkan var mı? Hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin
anlaşılmadık, beklenmedik taraflarından değil mi?
İşinde, ailesinde herhangi bir şekilde taş oynatmayan Raif beyimizin durumunda değişikliğe neden
olan tek hadise hasta olmasıdır. Bu durum kimilerine göre hastalıktan titizlikle kaçınmasıyken
kimilerimize göre de şeb-i aruza hazırlıktır.Ezelden beri mii?
Hikayemizin birinci bölümünde iş ortamı aile ve sosyal ortamında gönüllü yalnızlığı tercih eden Raif
beyin bu hale gelmesinde küçüklükten beri gelen kişilik özelliklerinin yanısıra yaşadığı talihsiz aşk
acısının etkisi söz konusudur. Daha küçükken okuduğu kitaplardaki zamanda ve onların
kahramanlarıyla yaşayan, pısırık raife babasının " yahu sen kız doğacakmışsın, yanlış olmuş" demesi
belkide onun bu durumunu tetikleyici çevresel bir etmendir. İkili ilişkilerini de oldukça etkileyen bu
çekingen tavrı bayanları da kutsal bir yerdeki ulaşılmaz mahluklar olarak görmesine neden olmuştur.
Raifin dünyayla en iyi iletişim biçimi çok iyi bir resmetme yeteneğinin olmasıdır ama ne hikmetse onu
da içindekileri dışarıya vurup başkalarıyla paylaşmış olma korkusuyla terk etmiştir. Yoksa
kahramanımız biraz kibirli mi? Kibirlimi bilinmez ama patalojik bir vaka olduğu büyük bir ihtimaldir.
İkinci Bölüme doğru.
Anlatıcımızda belkide kendini gören Raif efendi zaman içerisinde yakınlaşmışlardır. Ailesi; aslında
kendi tavırları yüzünden otorite olarak görmediği kahramanımızı sadece para kaynağı olarak
görmektedir. Bu durumun zaman zaman değişmesini istediğine dair sinyaller verse de herhangi bir
şekilde faaliyet göstermemektedir. Sık sık yaşadığı hastalıklarından birinde durum ciddiydi. üzerindeki
yükü daha fazla taşıyamayıp kaleme aldığı sır arkadaşı defteri bu dünyaya veda etmeden önce yok
etmesi gerekiyordu. Ama anlatıcımız kendini tanıma fırsatını ona çok görmemesi gerektiğine ikna
ettiği raif efendiyi bir gecede uzun uzun tanıma fırsatı bulacaktır. Kahramanımızın yükünü hafifletme
hissine kapılması, bir gün sokakta Berlinden eski bir dostu ve onun yanındaki küçük kızla
karşılaşmasıyla başlar.
Yalnızlık, Arayış, Ama her şeyden çok AŞK (ikinci Bölüm)
Babasının son umudu olarak geldiği 1920 Berlininde hava ne kadar da soğuktu. Hayallerindeki
gibimiydi Avrupa? Ta ki o müzedeki Kürk Mantolu Madonna tablosunu görene kadar. Artık o tablo
onun için hayalindeki bütün kadınların bir toplamıydı. Tabloda kendisini çizen ressamla karşılaşma
hayaliyle yaşayan Raifin hayaline kavuştuğu andaki hisleri şöyledir: "Bir ana bir ömür kadar çok hayat
doldurulduğunu bilerek yaşamak... Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut
olduğunu düşünerek, ONU BEKLEYEREK YAŞAMAK..."
Maria Puder : Raifin kadınsı yanlarının aksine erkeksi, hayata tepkisel olarak duyarsız, az biraz
feminist, bu dünyadan çok kafasının içinde yaşayan bir kadındır. Arayış içindedir ve Raife " Berlinde
yalnızsınız değilmi?" sorusuna Raif'in "tamamen yalnızım... ama berlin'de değil... bütün dünyada
yalnızım...küçüklüğümden beri..'' cevabıyla aşka giden arkadaşlıkları başlamıştır.
hal ve hareketlerinde Kadınların içinde yaşadıkları çelişkileri çok iyi gösteren Maria ile Rafin
aralarındaki arkadaşlık sorunsuz gitmekteydi. ama Mariaya göre birşeyler eksikti. Birbirine bu kadar
benzer iki ruhun ayrılmasını göze alamadığı için arkadaşlıklarını devam ettirmekteydi. Raif ise Mariayı
her haliyle kabuldeydi. "Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında pasif
kalmaya mecbur kalışı... Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız, niçin daima biz
teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız ........ Çocukluğumdan beri buna daima isyan etmişimdir."
derken Maria tepkisel yalnızlığının nedenleri hakkında da biraz ipucu vermektedir.
Raife göre aşk: İnsanlar arasında çeşit çeşit kendini gösteren bütün sevgiler, sempatiler iken
Mariaya göre, O büsbütün başka, bizim tahlil edemediğimiz, öyle bir histir ki, nereden geldiğini
bilmediğimiz gibi, günün birinde nereye kaçıp gittiğini de bilemediğimiz bir şeydir. Raif seyretmekte
olduğu ve yakalamak istediği harikulade güzel bir kuşu küçük bir hareketiyle kaçırmaktan ürkerken, ogün gelip çatmıştır. Ama evren onların daha fazla ayrılmasına müsaade etmeyerek hastalıkta da olsa
onları birleştirmiştir. O sıkıntılı günlerinde dahi kendini terk etmeyen Raifin sevgisine sonunda
inanarak aralarında neyin eksik olduğunu bulmuştur Maria: "Şimdi aramızda neyin noksan olduğunu
biliyorum. Bu eksik sana değil, bana ait .. Bende inanmak noksanmış.. Beni bu kadar çok sevdiğine
bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum..Demekki insanlar benden
inanmak kabiliyetini almışlar..Ama şimdi inanıyorum. sen beni inandırdın...Seni seviyorum. Deli
gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum..."
Hayatımızın, birtakım ehemmiyetsiz teferruatın oyuncağı olduğuna inanan Raifin tamda beklediği
gibi oldu ve o cilvelerden biri yolunu kesti. Babası ölmüş Havrana dönmesi gerekti ama Maria artık
onsuz bir Berlin düşünemediği için ondan önce şehirden ayrılmak istemişti. Artık Raifi gerçekten
sevdiğini somut olarak karşılıklı ettikleri şu son dialogta görebiliyoruz.
-"Şimdi ben gidiyorum. Fakat ne zaman çağırırsan gelirim." Raif duraklar ne demek istediğini
anlamaya çalışırken Maria
-" Nereye çağırırsan gelirim."
Ait olduğu topraklara dönen Raifin palanları hiçte beklediği gibi olmadı. Mariayla sürekli haberleşme
halindedirler ve işlerini yoluna koyduğu vakit Mariayı çağırma gününü hasretle çekmektedir.
Marianınsa Raife büyük bir sürprizi vardır. Ki bu sürprizin ne olduğunu bu defteri yazmasına sebep
olan gün sokakta karşılaştığı Berlinden gelen bir arkadaşının yanındaki küçük kızı görene kadar
bilemeyecek 10 yıl bu şüphe içini bir kurt gibi kemirecektir.
Mariayla iletişimi kesilen Raif belki zamanın imkansızlıklarından, belki kolaya kaçıp şüpheciliği,
inanmamayı tercih ettiğinden bilinmez o büyük aşka yakışmayacak biçimde koyuvermiştir her şeyi.
Yaklaşık 10 yıl sonra ise pişmanlığını şu şekilde dile getirmiştir: " Kaybedilen en kıymetli eşyanın,
servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan
çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde" Bu öyle olmayabilrdi!"
düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır."
Mariayı haksız yere suçlayarak 10 yılını boşa heba ettiğini geçte olsa fark eden Raif için artık çok
geçtir ve bundan sonrada eskisi gibi ruhu gömülü, hiç olmadan yaşamaya devem etmelidir. Yinede
kendini şanslı görmektedir. Neden mi? Tesadüf Mariayı önüne çıkarmasaydı, gene aynı şekilde fakat
her şeyden habersiz, yaşayıp gidecekti. Maria, Raife dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut
olduğunu, onunda bir ruhu olabileceğini öğretmiştir.
Anlatıcı defteri bitirdiğinde Raif efendiyi ölmüş gibi değil asıl şimdi bulmuş gibi hissetmektedir. Evet
bir baba oğul gibi sabaha kadar karşılıklı oturup sohbet etmişlerdir.
Kitabın bu kadar ilgi çekmesinde belkide Türklerin drama karşı olan sempatisi yatmaktadır.
Sabahattin Ali uzun süre içinde büyüttüğü bu hikayeyi belkide o dönem yaşadığı maddi
sıkıntılardan dolayı kısa tutmuştur. İki bölüm arasındaki geçişler anlatıcının hakkında çok fazla bilgi
olmaması kimi zaman okuyucuda tatminsizliğe neden olurken kimi zamanda çok lezzetli, şeffaf
bulunmuştur. Türk filmi tadında biten kitap diliyle her ne kadar ağır olsada akıcılık göstermiştir. İç
çatışmalara ruh tahlillerine de bol bol yer verilmesi romanın psikolojik olarak da incelenmesi
gerektiği kanısını doğurmuştur.
Toplantımıza başkanlık eden Fatma Önal hocama çok teşekkür ederim.Ayrıca aramızdan ayrılan Adem sarı hocama kestaneler için bir kez daha teşekkür ederim.Fatma hocamın kitapla ilgili değerlendirme notları gerçekten çok güzel.
Kürk Mantolu Madonna her ne kadar hacmi ve konusu sebebiyle uzun hikaye olarak düşünülse de
eserin türü yapısı itibarıyla romandır.
her gün etrafımızda yüzlercesini görüp de bakmadan geçtiğimiz, acaba bunlar neden yaşıyorlar?
dediğimiz insanlardan birinin bana tesadüf etmesiyle üzerimde en büyük tesiri bıraktı" diyerek
başlayan isimsiz anlatıcımızın bu insanla nasıl tanıştıklarından, ona ilgi duymasından ve bu kişinin bir
dönem yaşadıklarını yazdığı defteri okumasından oluşmaktadır uzun hikayemiz. Hikayemiz 2 bölüm,
2 zaman, 2 mekan, 2 kahraman çerçevesinde ele alınmıştır. Birinci bölümde anlatıcının Raif Efendiyle
tanışması, onu pencereden gördüğü kadar aile yapısında iş ortamında anlatmasından oluşurken ikinci
bölüm Raif Efendinin 1920-1923 yılları arasında yaşadıklarını ve kendi iç dünyasını bize anlatmasından
oluşmaktadır. Kitaptaki Raif efendiyle Sabahattin Ali arasındaki kişisel benzerliklerin varlığını o dönem
yakınında olan arkadaşları anekdotlarda belirtirken, yüzde yüz hikayeyi yaşamış olmasına ihtimal
verilmemiştir.
Ne zaman merak ederiz?
Anlatıcımıza göre insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı
tercih ediyorlar. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak,
muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan
bulmaktan daha kolaydır.
Bankadaki işinden henüz ayrılan, kendi halinde, zaman zaman iç çatışmalar yaşayan ve etrafımızda
çok sık rastlayabileceğimiz bulunduğu konumu kaldıramamış kimilerine göre sonradan görme de
denebilecek Hamdi beyin yanında işe başlayan anlatıcımızın aynı odayı paylaştığı Raif Beyle
tanışmasıyla başlar hikayemiz.
Anlatıcımızın Raif Beyi başlangıçta lüzumsuz adam olarak nitelendirdiği romanın sonunda ise yanıldığı
kanısına vardığını da şu sözleriyle gayet net görmekteyiz :"Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en
ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!..
Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahluku anlaşılması ve hakkında
hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin
evsafı hakkında söz söylemekten kaçındığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son
kararımızı verip gönül rahatıyla öteye geçiveriyoruz?"
Acaba?
Raif bey ilk defa bir resimle çıkmıştı karanlığın içinden aydınlığa. Robot vari yaşayan haksızlıklar
karşısında daima sessiz kalan, silik , hayata ve kendine karşı kayıtsız Raifin aslında herşeyin ne kadarda
bilincinde olduğunu ilk o resim anlatmıştı bize. Sonradan görme patron Hamdinin zalimlik ve
zavallıklarına neden karşı çıkmadığı çizdiği bir kağıt parçasında günışığına çıkmıştı. Etrafını bu kadar
iyi tanıyan, karşısındakinin ta içini bu kadar keskin ve açık gören bir insanın heyecanlanmasına ve
herhangi bir kimseye kızmasına imkan var mı? Hiddetlerimiz, karşımıza çıkan hadiselerin
anlaşılmadık, beklenmedik taraflarından değil mi?
İşinde, ailesinde herhangi bir şekilde taş oynatmayan Raif beyimizin durumunda değişikliğe neden
olan tek hadise hasta olmasıdır. Bu durum kimilerine göre hastalıktan titizlikle kaçınmasıyken
kimilerimize göre de şeb-i aruza hazırlıktır.Ezelden beri mii?
Hikayemizin birinci bölümünde iş ortamı aile ve sosyal ortamında gönüllü yalnızlığı tercih eden Raif
beyin bu hale gelmesinde küçüklükten beri gelen kişilik özelliklerinin yanısıra yaşadığı talihsiz aşk
acısının etkisi söz konusudur. Daha küçükken okuduğu kitaplardaki zamanda ve onların
kahramanlarıyla yaşayan, pısırık raife babasının " yahu sen kız doğacakmışsın, yanlış olmuş" demesi
belkide onun bu durumunu tetikleyici çevresel bir etmendir. İkili ilişkilerini de oldukça etkileyen bu
çekingen tavrı bayanları da kutsal bir yerdeki ulaşılmaz mahluklar olarak görmesine neden olmuştur.
Raifin dünyayla en iyi iletişim biçimi çok iyi bir resmetme yeteneğinin olmasıdır ama ne hikmetse onu
da içindekileri dışarıya vurup başkalarıyla paylaşmış olma korkusuyla terk etmiştir. Yoksa
kahramanımız biraz kibirli mi? Kibirlimi bilinmez ama patalojik bir vaka olduğu büyük bir ihtimaldir.
İkinci Bölüme doğru.
Anlatıcımızda belkide kendini gören Raif efendi zaman içerisinde yakınlaşmışlardır. Ailesi; aslında
kendi tavırları yüzünden otorite olarak görmediği kahramanımızı sadece para kaynağı olarak
görmektedir. Bu durumun zaman zaman değişmesini istediğine dair sinyaller verse de herhangi bir
şekilde faaliyet göstermemektedir. Sık sık yaşadığı hastalıklarından birinde durum ciddiydi. üzerindeki
yükü daha fazla taşıyamayıp kaleme aldığı sır arkadaşı defteri bu dünyaya veda etmeden önce yok
etmesi gerekiyordu. Ama anlatıcımız kendini tanıma fırsatını ona çok görmemesi gerektiğine ikna
ettiği raif efendiyi bir gecede uzun uzun tanıma fırsatı bulacaktır. Kahramanımızın yükünü hafifletme
hissine kapılması, bir gün sokakta Berlinden eski bir dostu ve onun yanındaki küçük kızla
karşılaşmasıyla başlar.
Yalnızlık, Arayış, Ama her şeyden çok AŞK (ikinci Bölüm)
Babasının son umudu olarak geldiği 1920 Berlininde hava ne kadar da soğuktu. Hayallerindeki
gibimiydi Avrupa? Ta ki o müzedeki Kürk Mantolu Madonna tablosunu görene kadar. Artık o tablo
onun için hayalindeki bütün kadınların bir toplamıydı. Tabloda kendisini çizen ressamla karşılaşma
hayaliyle yaşayan Raifin hayaline kavuştuğu andaki hisleri şöyledir: "Bir ana bir ömür kadar çok hayat
doldurulduğunu bilerek yaşamak... Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut
olduğunu düşünerek, ONU BEKLEYEREK YAŞAMAK..."
Maria Puder : Raifin kadınsı yanlarının aksine erkeksi, hayata tepkisel olarak duyarsız, az biraz
feminist, bu dünyadan çok kafasının içinde yaşayan bir kadındır. Arayış içindedir ve Raife " Berlinde
yalnızsınız değilmi?" sorusuna Raif'in "tamamen yalnızım... ama berlin'de değil... bütün dünyada
yalnızım...küçüklüğümden beri..'' cevabıyla aşka giden arkadaşlıkları başlamıştır.
hal ve hareketlerinde Kadınların içinde yaşadıkları çelişkileri çok iyi gösteren Maria ile Rafin
aralarındaki arkadaşlık sorunsuz gitmekteydi. ama Mariaya göre birşeyler eksikti. Birbirine bu kadar
benzer iki ruhun ayrılmasını göze alamadığı için arkadaşlıklarını devam ettirmekteydi. Raif ise Mariayı
her haliyle kabuldeydi. "Bilhassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında pasif
kalmaya mecbur kalışı... Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız, niçin daima biz
teslim olacağız ve siz teslim alacaksınız ........ Çocukluğumdan beri buna daima isyan etmişimdir."
derken Maria tepkisel yalnızlığının nedenleri hakkında da biraz ipucu vermektedir.
Raife göre aşk: İnsanlar arasında çeşit çeşit kendini gösteren bütün sevgiler, sempatiler iken
Mariaya göre, O büsbütün başka, bizim tahlil edemediğimiz, öyle bir histir ki, nereden geldiğini
bilmediğimiz gibi, günün birinde nereye kaçıp gittiğini de bilemediğimiz bir şeydir. Raif seyretmekte
olduğu ve yakalamak istediği harikulade güzel bir kuşu küçük bir hareketiyle kaçırmaktan ürkerken, ogün gelip çatmıştır. Ama evren onların daha fazla ayrılmasına müsaade etmeyerek hastalıkta da olsa
onları birleştirmiştir. O sıkıntılı günlerinde dahi kendini terk etmeyen Raifin sevgisine sonunda
inanarak aralarında neyin eksik olduğunu bulmuştur Maria: "Şimdi aramızda neyin noksan olduğunu
biliyorum. Bu eksik sana değil, bana ait .. Bende inanmak noksanmış.. Beni bu kadar çok sevdiğine
bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum..Demekki insanlar benden
inanmak kabiliyetini almışlar..Ama şimdi inanıyorum. sen beni inandırdın...Seni seviyorum. Deli
gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum..."
Hayatımızın, birtakım ehemmiyetsiz teferruatın oyuncağı olduğuna inanan Raifin tamda beklediği
gibi oldu ve o cilvelerden biri yolunu kesti. Babası ölmüş Havrana dönmesi gerekti ama Maria artık
onsuz bir Berlin düşünemediği için ondan önce şehirden ayrılmak istemişti. Artık Raifi gerçekten
sevdiğini somut olarak karşılıklı ettikleri şu son dialogta görebiliyoruz.
-"Şimdi ben gidiyorum. Fakat ne zaman çağırırsan gelirim." Raif duraklar ne demek istediğini
anlamaya çalışırken Maria
-" Nereye çağırırsan gelirim."
Ait olduğu topraklara dönen Raifin palanları hiçte beklediği gibi olmadı. Mariayla sürekli haberleşme
halindedirler ve işlerini yoluna koyduğu vakit Mariayı çağırma gününü hasretle çekmektedir.
Marianınsa Raife büyük bir sürprizi vardır. Ki bu sürprizin ne olduğunu bu defteri yazmasına sebep
olan gün sokakta karşılaştığı Berlinden gelen bir arkadaşının yanındaki küçük kızı görene kadar
bilemeyecek 10 yıl bu şüphe içini bir kurt gibi kemirecektir.
Mariayla iletişimi kesilen Raif belki zamanın imkansızlıklarından, belki kolaya kaçıp şüpheciliği,
inanmamayı tercih ettiğinden bilinmez o büyük aşka yakışmayacak biçimde koyuvermiştir her şeyi.
Yaklaşık 10 yıl sonra ise pişmanlığını şu şekilde dile getirmiştir: " Kaybedilen en kıymetli eşyanın,
servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan
çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde" Bu öyle olmayabilrdi!"
düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri kabule her zaman hazır."
Mariayı haksız yere suçlayarak 10 yılını boşa heba ettiğini geçte olsa fark eden Raif için artık çok
geçtir ve bundan sonrada eskisi gibi ruhu gömülü, hiç olmadan yaşamaya devem etmelidir. Yinede
kendini şanslı görmektedir. Neden mi? Tesadüf Mariayı önüne çıkarmasaydı, gene aynı şekilde fakat
her şeyden habersiz, yaşayıp gidecekti. Maria, Raife dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut
olduğunu, onunda bir ruhu olabileceğini öğretmiştir.
Anlatıcı defteri bitirdiğinde Raif efendiyi ölmüş gibi değil asıl şimdi bulmuş gibi hissetmektedir. Evet
bir baba oğul gibi sabaha kadar karşılıklı oturup sohbet etmişlerdir.
Kitabın bu kadar ilgi çekmesinde belkide Türklerin drama karşı olan sempatisi yatmaktadır.
Sabahattin Ali uzun süre içinde büyüttüğü bu hikayeyi belkide o dönem yaşadığı maddi
sıkıntılardan dolayı kısa tutmuştur. İki bölüm arasındaki geçişler anlatıcının hakkında çok fazla bilgi
olmaması kimi zaman okuyucuda tatminsizliğe neden olurken kimi zamanda çok lezzetli, şeffaf
bulunmuştur. Türk filmi tadında biten kitap diliyle her ne kadar ağır olsada akıcılık göstermiştir. İç
çatışmalara ruh tahlillerine de bol bol yer verilmesi romanın psikolojik olarak da incelenmesi
gerektiği kanısını doğurmuştur.
18 Nisan 2014 Cuma
Semerkant - Amin Maalouf , değerlendirme toplantısı.
OSMANİYE KİTAP KULÜBÜ Toplantı notları
Kasım AYI kitap paylaşım günü
Amin Maalouf ‘’Semerkant’’ 16 kasım 2013
Amin Maalouf’un ‘’Semerkant’’ romanı şu başlıklar altında
incelendi.
1-Ömer Hayyam rubaileri ve inanç ekseni:
Kitap dostları genel olarak Ömer Hayyam’ın bilim adamı
kimliğini vurgulayarak şarap peşinde koşan bir serkeş olamayacağını
rubailerinin başka şairlerin şiirleriyle karışmış olacağından Hayyam’daki
şarabın mistik bir sembol olması gerektiği üzerinde anlaştılar.
2-Hasan Sabbah ve İsmailiye
mezhebi,Haşhaşilik ve Alamut :
Hasan Sabbah’ın müridlerini neyle
ikna ettiği tartışıldı Sabbah’ın organizasyonları zekice bulunmakla beraber
kitap dostları tarafından doğal olarak onaylanmadı. Yazarın böyle bir konuyu
daha da geniş anlatması gerektiğinin altı çizildi.Başka eserlerden örnekler
verilerek Alamut tasvirlerinin eksikliğinden dert yanıldı .
3-Nizamülk’ün teşkilatçılığı ve devlet adamlığı:
Selçuklu devletine vezirlik yapan siyaset bilimci ve devlet
adamı Nizamülmülk’ün kurduğu medreselerden söz edilerek ölüm sebebiyle ilgili olarak farklı görüşlere yer verildi.
4-İran siyasi tarihi bağlamında emperyalizmin İran’a etkisi:
Yazarın İran üzerindeki emperyalizm algısı eleştirilerek roman tekniği
açısından da bu konuların uzun uzun anlatılması uygun bulunmadı.
5- Selçuklu devleti ve hükümranlık alanı: Yazar Selçukluya
bakış açısından dolayı eleştirilere maruz kalsa da bu tavrın sadece bu eserle
sınırlı olduğu konusunda uzlaşıldı .
6- Romanın finali üzerine: Titanik
faciasıyla romanın bitirilmesi özgün bir son olarak kabul görmedi ancak yazarın
romanın sonu ile bir Hayyam rubaisi arasında kurmak istediği bağ cılız olsa
bile beğenildi.
7-Hayam-Cihan aşkında Hayam beğenilse de Benjamin -Prenses Şirin aşkında Şirin
beğenilmedi.İran’daki süt kardeşliği ritüeli yerden yere vuruldu.Melikşah ile
Terken Hatun’dan bahsedildi.
Osmaniye kitap kulubü
OSMANİYE KİTAP KULÜBÜ
Osmaniye'de okuma eylemini, üzerinde anlaşılan kitaplarla disiplinize etmek,kitaptan edinilen tadı ve faydayı aylık toplantı ile paylaşarak arttırmak maksadıyla kitap dostlarından oluşan bir kulüp.
Osmaniye kitap kulübü ilk toplantısını 26 Ekim 2013 tarihinde Osmnaniye teknik ve endüstri meslek lisesi kütüphanesinde yapmıştır.Toplantıya Güzel sanatlar lisesi rehber öğretmeni Ahmet Günay ,Merkez anadolu lisesi öğretmeni Aybeğüm kılıçarslan ,Meslek lisesinden Rehber öğretmen İbrahim Gedik (ben) ,Edebiyat öğretmeni Mustafa Efeoğlu ,Tarih Öğretmeni Zeynep yılmaz Efe katılmıştır.
İlk toplantımızda daha önce hiçbirimiz böyle bir oluşum içerisinde bulunmadığımız için kitap kulubünde kitaplarımızı nasıl seçeceğimizi ,nerde toplanacağımızı, kitap değerlendirme oturumlarımız da neler konuşacağımıza dair konular konuşuldu. Her ay okuyacağımız kitapları belirlerken , her katılımcının bir kitap önermesini ve bu önerisinde herkesin okuyabileceği nitelikte ,ideojik dayatmalardan uzak ,birçok kişinin okuyup tavsiye etmiş olduğu nitelikte bir kitap seçmesi tavsiye edildi.Böylece tüm katılımcıların tavsiye kitaplarından oluşan listemizle kitap kulubümüz faaliyete geçmiş oldu.
İlk kitabımızı Mustafa Efeoğlu arkadaşımızın tavsiye ettiği Amin Maalouf 'un ''Semerkant'' kitabıydı.İlk toplantımızı Zeynep hanımın eşini çalıştığı gelişim dersanesinin toplantı salonunda yaptık. Toplantı çok keyifliydi , tüm üyeler okudukları kitapla ilgili konuşmak istiyordu ve böylece 3 saat süren muhteşem bir kitap paylaşım oturumu gerçekleşti. Oturum sonunda daha ilk toplantımızda dile getirilen kitap kulubü ile ilgili şu sözlerin ne kadar da haklı olduğu ortaya çıktı.
''Hani bir kitap okursun ,beğenirsin veya beğenmezsin ama o kitapla ilgili birileriyle sohbet etmek istersin de bulamazsın ya , işte kitap kulübü aynı kitabı okumuş birçok insanın bir araya geldiği bir ortam'' .
Kitap külübümüzün birinci toplantısında sayımızı çoğaltmak için her üyeden çevresinde bulunan kitap okumaktan hoşlanan kişilere kulübümüze katılmaları için teklif etmeleri istendi.Böylece osmaniye kitap kulübü aşağıdaki üyelerine kavuştu.
1-ibrahim Gedik
2-Mustafa Efeoğlu
3-Aybegüm Kılıçaslan
4-Zeynep yılmaz Efe
5-Ahmet Günay
6-Zehra İlay Benli
7-Zehra Batuş
8-Çağlayan Gedik
9-Metin Kurt
10-Meltem Fariz Ayas
1-ibrahim Gedik
2-Mustafa Efeoğlu
3-Aybegüm Kılıçaslan
4-Zeynep yılmaz Efe
5-Ahmet Günay
6-Zehra İlay Benli
7-Zehra Batuş
8-Çağlayan Gedik
9-Metin Kurt
10-Meltem Fariz Ayas
11-Fatma Önal
Daha sonraki oturumlarda sırayla şu kitaplar okundu :
Daha sonraki oturumlarda sırayla şu kitaplar okundu :
OSMANİYE KİTAP KULÜBÜ OKUMA LİSTESİ
AMİN MAALOUF - SEMERKANT
SABAHATTİN ALİ ‘KÜRK MANTOLU MADONNA’’
WİLLİAM GOLDİNG’’SİNEKLERİN TANRISI’’
PEYAMİ SAFA ‘’BİR TEREDDÜDÜN ROMANI’’
IRVİN D.YALOM ‘’DİVAN’’
Thomas MANN ‘’Majesteleri Kral’’
HAKAN GÜNDAY ''KİNYAS VE KAYRA''
KAHRAMAN TAZEOĞLU''BUKRE''
WİLLİAM GOLDİNG’’SİNEKLERİN TANRISI’’
PEYAMİ SAFA ‘’BİR TEREDDÜDÜN ROMANI’’
IRVİN D.YALOM ‘’DİVAN’’
Thomas MANN ‘’Majesteleri Kral’’
HAKAN GÜNDAY ''KİNYAS VE KAYRA''
KAHRAMAN TAZEOĞLU''BUKRE''
bu listede sadece bukre kaldı , bukre kitabının değerlendirme toplantısı ise 28 nisan pazartesi günü ülkü ocakları toplantı salonunda yapılacaktır.
facebook adresimiz : OSMANİYEKİTAPKULÜBÜ
İlk Toplantımızdan Kareler.
Alıntılar: Virginia Woolf ~ Mîna Urgan
Alıntılar: Virginia Woolf ~ Mîna Urgan: Bazı yazarları okumanın, bazı kitaplarla tanışmanın zamanı var gerçekten. O zaman gelmeden, olması gerektiği gibi olmuyor, bırakması gerek...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













